31 Ocak 2008 Perşembe

River Plate Taraftarı vs. Polis

Tribünde kamilin işi ne ?

Choose Life

choose life. choose a job. choose a career. choose a family, choose a fucking big television, choose washing machines, cars, compact disc players, and electrical tin openers.choose good health, low cholesterol and dental insurance. choose fixed-interest mortgage repayments. choose a starter home. choose your friends.choose leisure wear and matching luggage. choose a three piece suite on hire purchase in a range of fucking fabrics. choose diy and wondering who you are on a sunday morning. choose sitting on that couch watching mind-numbing sprit-crushing ga me shows, stuffing fucking junk food into your mouth. choose rotting away at the end of it all, pishing you last in a miserable home, nothing more than an embarrassment to the selfish, fucked-up brats you have spawned to replace yourself. choose your future. choose life.


Trainspotting

Valencia yarı finalde; Koeman da bir iki maç daha Valencia'da

Kral Kupasında 1-0'ın rövanşında Atletico Madrid ve Valencia Vicente Calderonda karşılaştı
9. dakikada Miguelin Forlanın ortasına müdahalesi skoru 1-0 yapıyordu
bundan 8 dakika sonra ise Maradona'nın damadı Kun Agueronun kayınbabası
klasında attığı golle skor 2-0 oldu
ülkenin doğu kıyısında Valencia şehrinde beyaz mendiller sallanacaktı ki imdada Cleber Santana yetişti
Joaquin'in ara pasında cezasahasına sokulmaya çalışan Sihirbaz Villa'yı durdurmak isterken top ayağına çarptı ve Falcon'un yanından tıngır mıngır kaleye yuvarlandı
skor 2-1 oldu bu sonuç Valencia'ya tur atladırdı yine de 35. dakikada Real Madrid'den bu sene transfer edilen Mata'nın golü , ilk yarıyı 2-2 bitiriyordu
ikinci yarıda oyunu Valencia yarı sahasına yıkan Atletico Madrid kaleci Hildebrandı ve kale direğini geçemedi.60. dakikada Varela'nın kornerden gelen topa kale alanı içerisinde iyi yükselip filelere göndermesi Atleticoya yetmedi
ve maç 3-2 Atletico galibiyetiyle neticelense de asıl kazanan 1-0'lık ilk maçın avantajıyla yarı finale kalan Valencia oldu
İspanyol basını tarafından her fırsatta şutlanan Koeman ise malesef bir iki maç daha kaldı


Atlético de Madrid:
Falcón; Valera (Pernía, m. 69), Perea, Fabiano Eller (Raúl García, m. 55), Antonio López; Luis García (Miguel de las Cuevas, m. 71), Maxi Rodríguez, Cléber Santana, Reyes; Forlán, 'Kun' Agüero.

Valencia: Hildebrand; Caneira (Arizmendi, m. 75), Iván Helguera, Albiol, Miguel (Moretti, m. 46); Ever Banega (Edu, m. 58), Marchena, Maduro; Joaquín, Villa , Mata.

29 Ocak 2008 Salı

Derby Time

İngilizce başlık attım artistlik yaptım

Türkiye Kupası'nda kuradan şölen çıktı

Fortis Türkiye Kupası'nda çekilen kuralar sonucunda Türkiye'nin en büyük iki takımı Fenerbahçe ve Galatasaray çeyrek finalde eşleştiler
Türkiye'nin bu en güzel bu en büyük bu en önemli maçını izlemek hepimiz için ayrı bir keyif olacaktır
keşke hep maç yapsalar
(Fenerlilere göre böyle bir durumda Fenerbahçe 34te 34 ile ligi şampiyon bitirir ehue eheu)
bu derbi dünya derbilerinden başkadır
belki en büyük değildir ama bence en güzelidir
diğer büyük derbilere bakarsak;
örn. River Boca
ayrı mahallelerde otururlar
birinin alışveriş ettiği yerden öbürü almaz
sponsorlarından dolayı Riverlı Pepsi,Bocalı Coca Cola içmez

örn Celtic Rangers
farklı dinlerin takımı
bir araya gelmeleri mümkün değil
biri İskoç öbürü ise İrlanda asılı ayrıca

bu rekabetlerin taraftarları kanlı bıçaklı gibi
birbirlerine kız dahi vermezler
ama bizde aynı evde hem Fenerli hem Galatasaraylı kardeşler olabilir
arkadaş çevresi de keza öyle
bu maçlar sonucunda karşılıklı takılmalar ise rekabetin taraftarlara yansıyan en güzel yanı belki de
*olm nası geçirdik ama size
*bırak abi ya hakemi almışsınız işte
*ulan başımızdaki hoca mı be, öyle mi oynatılır,yedi gül gibi takımı
*baba Nonda ne çaktı gördünmü
*valla Alex diyorum başka bişey demiyorum
maçtan bir hafta önceden nasıl maç iple çekiliyorsa maçtan sonra da yankıları bir hafta sürer
gerçi federasyonumuzun muhteşem uygulaması neticesinde bir haftalık iple çekme süremiz de kalmadı
kurayı çekiyorsun 3-4 gün sonraya derbiyi koyuyorsun
hay ben sizin çekeceğiniz kuraya diyeceğim ama maçın güzelliği sinirimi şimdilik yontuyor
hakikaten de Türk sporunun kalbi bu derbidir
o yüzden belki de maç saati ülkede hayat durur
futbolumuzun bu gülen yüzü hiç solmasın temennesi içerisinde eşleşmeleri sunayım

Fenerbahçe - Galatasaray
Adana Demirspor-Gençlerbirliği
Çaykur Rizespor-Beşiktaş
Gençlerbirliği Oftaşspor-Kayserispor

ilk maçlar 2-3 şubat rövanşları ise 26-27 şubatta oynanacak

olaysız bir derbi olsun
mücadele kavga olsun bol gol olsun
bol yengeç dansı olsun

25 Ocak 2008 Cuma

hiçbir 100 güzel değil senin 100'ünden


kardeşim 2007 biteli bir ay olmuş sen daha ne diyorsun diyeceksiniz biliyorum
ama Ergun Gürsoy'un e biz demiştik ama değil mi sözlerinin ardından ben de bir geçen seneye bakmak istedim
geçen sene malumu aliniz Fenerbahçe futbol takımı Türkcell Süper Ligini şampiyon bitirdi
genel olarak tüm branşlarda ise (lütfen bundan sonrasını kalp hastaları ve yaşlılar okumasın) sıkı durun tam 251 kupa ve madalya ile bitirdi
bu buzdağının herkesçe görünen kısmı yani sportif olan tarafı
mali açıdan ise Fenerium raporlarını ele geçirdim (Fotomaç ağzı oldu biraz ehehehe)
Fenerbahçenin 100. yılındaki Fenerium bilançosu şu şekilde

266 bin Forma
190 bin T-Shirt
55 bin Sw-shirt
53 bin Şapka
32 bin Eşofman

ve bundan elde edilen (bari burayı okumasın kalp hastaları) tam 61 milyon yetelelik ciro
100 yıl önce Necip Bey’in Moda Başpınar sokak 3 numaralı evinde kurulan Fenerbahçe yoluna uygun adım ilerlemekte
kendisini ilerletmek yerine Fenerbahçeyi durdurmaya çalışanlar onun karşısına çıktıklarına pişman olup yerle yeksan olmuşlardır (son sürat giden bir arabanın önüne çıkmak gibi vesselam)
Türk futbolunun gelişmesi için diğer takımlar Fenerbahçe'yle üre ve ürik asit yarıştırmaktan vazgeçip kendi geleceklerini düşünmeliler

Yorumsuz

ZAMANINDA ben, "Fenerbahçe geçti, gidiyor" dediğimde ortalığı ayağa kaldıran yönetim içindeki ve dışındaki arkadaşlar, şimdi bana hak veriyorlar. Ama bu kez de ben tatmin olmuyorum... Şampiyonluğa oynayan G.Saray'ın rakipleri 5-6 yabancı ile mücadele ederken, bizim hesapsız transfer yapan takımımız sadece "Kongo savaşçısı" Nonda'yı sahaya sürebiliyor. Fenerbahçe'de Alex atıyor, attırıyor. Deivid atıyor. Roberto Carlos'u söylemeye bile gerek yok. Edu ve Lugano ile beraber takımı sırtlayıp götürürlerken yaptıkları "yengeç dansı"nı seyretmekten bıktık, usandık.

Biz de, ne kadar işe yarayan yabancımız varsa parasız, pulsuz, bonservisini verip yolladık. Bir yabancıyla çıkıp oynayacağımız önümüzdeki zor maçlarda, her zaman Bursaspor stoperi gibi Nonda'ya asist yapan futbolcu bulamayacağımızı bilelim. Gün bugündür. Ocak ayında transfer yapamazsanız, bu iş çıkmaz ayın son çarşambasına kalır. Ve sıkıştığında "gençliği" ile övünen bizim "aslan"a da "yengeç dansı"nı seyretmek düşer.

Ergun GÜRSOY
24 Ocak 2008 - Hürriyet

resimdeki sözler Hıncal Uluç'a ait ama

Efradını câmi, ağyarını mani

MADDE 42.

Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.
Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.
Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz. İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.
Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir.
Devlet, maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.

Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez.
Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tâbi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası andlaşma hükümleri saklıdır.

yapılan çalışmalarla beraber bu 42. maddenin ilk cümlesine kimse kılık kıyafeti yüzünden eğitim öğretim hakkından yoksun bırakılamaz yazılacak

masum bir cümle gibi ancak muallakta kalan bir cümle
sadece başörtüsü (veya türban) için üniversitelerde uygulanan yasağa karşı bunu yapacaksanız belirlemelisiniz bunun hatlarını
ben hukukçu değilim ama hukukta duyduğum bir deyim var; "Efradını câmi, ağyarını mani'" diye
yani tanımlamalar doğru ve de açık olmalı
düşünce özgürlüğü serbest mesela ben şimdi birine hakaret etsem ne olacak
kanunda bu da yazmakta düşünce serbest ama hakaret yasak diyor
peki bu yeni maddede açık olan ne var
yarın öbürgün adamın biri atlet külotla derse girse ne olacak veya jartiyerle derse gelen bir bağyan
keşkeee,o zaman hemen kabul edilsin bu yasa noluuuurr ehue ehue
ee pardon ciddi bir konu zevzekleşmeyeyim
ne diyordum hoca onu dersten atabilir mi şimdi
atarsa mahkemeye gidemez mi bu kişi,sonuçta 42. maddede kılık kıyafet yüzünden eğitim hakkı elinden alınmış olacak
bu uç bir örnek oldu tabi
ya peki sarıkla,cübbeyle, karaçarşafla,pkkyı simgeleyen kıyafetlerle,efendim işte rahip kıyafetiyle haham kıyafetiyle gelenler ne olacak
nasıl karar vereceksin
öte yandan eğitim hakkı denilmekte maddede
yani sadece üniversite söz konusu değil
yarın öbürgün lisede ilkokulda bu sorunlar baş gösterirse ne olacak
sonuçta eğitim hakkı kılık kıyafet yüznden engellenemez demişsin
anlamıyorum
şu küçük beynim bunları düşünürken benden daha büyük beyinleri olan büyüklerimiz bu tür şeyleri hiç düşünmemiş değillerdir elbette
ama neden bu kadar muallak
yoksa bir altta iddia ettiğim gibi amacımız hiçbir zaman çözüm değil sadece ortalığı germe telaşı mı

biz bu filmi daha önce de görmüştük


kimsenin herhangi bir neticeyle çözüm üretmek gibi bir düşüncesi yok
türbancılar anti-türbancılar
tek kaygıları oy sanki,öyle görünmekte
belki bıraksalar kendiliğinden çözüm bulacak herşey
ama yok illa gerecekler ortalığı
biri din diyor öbürü laiklik
tabi görünen yüzleri bunlar
tabiki laiklik dine karşı birşey de değil elbette ama oluşturulan ya da oluşturulmak istenen ortamda laikler ve dindarlar diye ayrılmak istenen bir Türkiye
çözüm?
başka bahara,derdimiz o değil şu an için
daha önce Rum-Türk,sağ-sol,alevi-sünni vs. diye çatıştırılan bu ülkenin insanları için çok şükür bir savaş konusu bulduk diye sevinçten havalara uçan yurtdışı mihraklı siyasetçiler,media,sivil toplum kuruluşları vs. nerdeyse her sene bunu ısıtıp ısıtıp önümüze sunmakta
başörtüsü mü türban mı
inancın gereği mi siyasal imge mi
din devleti kurma hayalinin bayrağı mı dini özgürlük mü
gerin gerebildiğiniz kadar
olan yine bu ülkenin insanına olmakta
peki bu iki taraftakiler yüzünden Atatürkçülük dindarlık laiklik vs. bir bünyede bulunması gereken tek bir özellik gibi görünmekte
aynı anda hem Atatürkçü hem dindar olamazsın
ne başörtüsü mü o,o zaman Atatürk düşmanısın
ne Atatürkçüsün ha o zaman din düşmanısın sen
ve yine tekrarlayayım bu ikisi birbirinden ayrı olmak zorunda da değil
istedikleri o zaten,bir şekilde bir çatışma ortamı yaratmak
bu ülkede yıllardır ikisinin arkasına sığınıp türlü halt yiyenlerden bıktık usandık artık
onlar yüzünden gerçek dindarlar gerçek Atatürkçüler görülmemekte

ve doğanın kanunu gereği; filler tepiştikçe çimenler ezilmekte

24 Ocak 2008 Perşembe

Susturamayacaksınız !!!

Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. dövüldük, vurulduk, asıldık.

Vurulduk ey halkım, unutma bizi...

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım unutma bizi...

Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu, insanlık sustu.

Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık önlerine. sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.

Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Giresun'daki köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğudaki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler sizin için öldük. Adana7da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...

Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.

Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komunist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşında emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha dik tutabilmekti bütün çabamız. bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler.

Vurulduk ey halkım unutma bizi...

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eli değmemişti ellerimiz. bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.

Asıldık ey halkım, unutma bizi...

Bizi öldürenler , bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.

Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi...Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.

Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi., hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi,
unutma bizi,
unutma bizi...

Yorumsuz

23 Ocak 2008 Çarşamba

PES !!!!!!

"Ağlayan yine örtülü analar"(!)
çok şey yazardım ama dilimi ısırıp susacağım
tek şey diyeyim yine de
din sömürüsünün bu kadarı..
Allah belanızı versin !!!

22 Ocak 2008 Salı

Cenaze törenlerinde, sessiz,sitemsiz..

Çözülen bir yün yumağı
Akıp giden günlerimiz.
Mezar taşlarından suskun
Sessiz, sitemsiz.

Savrulan yapraklar gibi
Akıp giden günlerimiz.
Cenaze törenlerinde
Sessiz, sitemsiz.

Bir suçluyu aklar gibi
Akıp giden günlerimiz.
Sanki bir sır saklar gibi
Sessiz, sitemsiz.

Doğmayan şafaklar gibi
Akıp giden günlerimiz.
Haksız ittifaklar gibi
Sessiz, sitemsiz.

Bir kitaba başlar gibi,
Koşarken yavaşlar gibi,
Ölen arkadaşlar gibi,
Sessiz, sitemsiz.

Ölüm; bir adın da kahpe olsun


20 Ocak 1989
Samsun'un kırmızı beyazına siyah koyan tarih
ligde 4 büyüklerin arkasından gelen Samsunspor'un kafilesi Malatya deplasmanına giderken Havzada bir kamyonla çarpışır
kazada teknik direktör Nuri Asan, futbolcular Muzaffer Badaloğlu,Mete Adanır ve şoför Asım Özkan olay anında futbolcu Tomiç Zoran ise birkaç gün komada kaldıktan sonra hayatını kaybetmiştir
birçok futbolcu ise futbol oynayamayacak duruma düşmüştür
gelecek vaad eden bir çok oyuncu ise formunu kaybeder
85-86 ve 86-87 sezonlarını 3., 87-88 sezonunu 4. bitiren Samsunspor, Trabzonun ardından Karadenizin ve Anadolunun medarı iftiharı durumundaydı
iki defa gol kralı çıkartmış,Fenerle oynadığı 10 maçta sadece bir yenilgi almış ve 14 gol atıp 4 yemiş
Beşiktaşa hiç mağlup olmamış Trabzona da bir kere yenilmiştir
milli takıma da sürekli oyuncu vermektedir
ta ki o meşum güne kadar
o kazanın ardından Samsunspor küme düşürülmez
ikinci yarı oynayacağı 17 maçta da 3-0 yenik sayılır(Fenerbahçe'nin 103 gollü şampiyonluğu aslında 100 gollüdür)
daha sonra da ligin (amiyane tabirle) asansör takımı olur
kazanın acı bilançosu ise şu şekildeydi

Teknik Direktör: Nuri Asan (Vefat etti)
Futbolcu: Muzaffer Badalıoğlu (Vefat etti)
Futbolcu: Mete Adanır (Vefat etti)
Futbolcu: Zoran Tomiç (Vefat etti)
Otobüs Şoförü: Asım Özkan (Vefat etti)
Menajer: Yüksel Özan (Yaralandı; 2006 yılında vefat etti.)
Futbolcu: Erol Dinler (Yaralandı, malulen emekli, Kemer’de; turizm sektöründe.)
Futbolcu: Emin Kar (Yaralandı, malulen emekli, Samsun’da yaşıyor.)
Futbolcu: Fatih Uraz ( Yaralandı, futbola devam etti; Zaman Gazetesi yazarı)
Futbolcu: Şanver Göymen (Yaralandı, futbola devam, İzmir’de yaşıyor; Altay’da oynarken Milli Takıma kadar yükselip Euro’96 kadrosunda yer aldı.)
Futbolcu: Kasım Çıkla (Yaralandı, futbola devam etti.)
Futbolcu: Ercan Kol ( Yaralandı, futbola devam edip Samsunspor’da bıraktı.)
Futbolcu: Mustafa Sinecek ( Yaralandı, futbola devam etti, Samsun’da altyapı hocası.)
Futbolcu: Yüksel Öğüten (Yaralandı, bir müddet daha futbol oynayıp bıraktı. )
Futbolcu: Futbolcu: Burhaneddin Beadini ( Yaralandı, futbola devam etti ve şu an Eskişehir’de.)
Futbolcu: Nasır Beadini ( Yaralandı, ancak birkaç sene sonra bir başka trafik kazasında hayatını kaybetti.)
Futbolcu: Hakkı Bayrak ( Yaralandı, futbola devam etti, Samsunspor’da antrenörlük yaptı.)
Malzemeci: Halil Albayrak (Yaralandı, malulen emekli)

kazada hayatını kaybeden futbol şehitlerini bir kez daha acıyla analım

Fair Play 4

Fair Play 3

Ladri Di Biciclette

Yapım : 1948, İtalya
Yönetmen : Vittorio De Sica
Senaryo : Cesare Zavattini
Oyuncular :Lamberto Maggiorani, Enzo Staiola, Lianella Carell, Elena Altieri, Giulio Chiari, Vittorio Antonucci, Gino Saltamerenda

Bir süredir işsiz olan Antonio Ricci’nin yeni işi için ona çok gerekli olan bisikleti, bir afişi yapıştırmakta olduğu sırada çalınır. Polis hırsızı kendilerinin bulmalarını söyleyince Antonio ve 10 yaşındaki oğlu Roma’yı karış karış dolaşarak bisikleti ararlar.

1950 yılında “ En İyi Yabancı Film ” Oscarını alan filmde De Sica, 2. Dünya Savaşı sonrası yoksul Roma atmosferi içerisinde, var olma mücadelesi veren sıradan bir işçi üzerinden, umut, utanç ve yitiriliş üçgeni ekseninde insanlık durumunu gözler önüne serer. Film gerek yapım tekniği, gerekse de sinema estetiği açısından Yeni-Gerçekçilik akımının simgesi olarak kabul edilir...

bir gece oturup izlemiştim
saat 2'ydi
siyah beyaz bir dramın normalde uyutması gerekir ama inanılmaz sürükleyip götürmüştü film
oyuncularının tamamı amatör isimler
Vittorio De Sica daha sonra Fransızların dev ismi Goddard'a da ilham verecek Yeni Geçekçilik akımı içerisinde tam anlamıyla bir BAŞYAPIT oluşturmuş
muhteşem bir savaş sonrası İtalya manzarası
muhteşem planlar muhteşem oyunculuklar muhteşem bir yönetim

hemen hemen bir çok büyük büyük yönetmenin sinamaya başlama nedeni bu film
reformist yapısı özellikle yeni yetme sinemacıların ağzını sulandırmakta
bu filmin yardımcı yönetmeninin adını da yazayım tam olsun
Segio Leone
hani şu İyi Kötü Çirkini,Bir zamanlar Amerika'yı bir zamanlar Batıdayı çeken yönetmen

Bisiklet Hırsızları izlediğim en büyük filmlerden biri
inanılmaz bir BAŞYAPIT
kendine sinemaseverim diyen herkes mutlaka ve mutlaka bunu izlemeli

On every street in every city, there's a nobody who dreams of being a somebody


Eyyyyy sinema fanatikleri
hişşt baksana bi,bilader hüoopp evet evet sana dedim
gözlüklü arkadaşım ,bişey anlatıyoz burda di mi
Taksi Şoförü'nü izlediniz mi
izlemediniz mi?
cıx cıx cıx
ya şimdi bi tane adamımız var tamam mı
Travis Bickle bu arkadaşın ismi
kendisi Vietnam Gazisi ve benden narkoleptik olmasın geceleri uyuyamayan biri
düşünüyor napsam napsam diye
bi blog yapıp yazayım bişeyler die düşünüyor ilk başta ama tabi o sıralar internet olmadığı için hadi bi taksi şoförü olayım da iki üç kuruş para kazanayım diyor
başlıyor geceleri New York sokaklarında direksiyon sallamaya
zamanla uğruna Vietnamda savaştığı Amerikanın ne halt olduğunu anlıyor
sonacıma başlıyor günlüğüyle dertleşmeye (işte internet olsaydı bloga yazardı bunları aslında)
kafasına işliyor yavaş yavaş tüm pislikleri
hani çöpler yağmur yağdı mı kaldırımlardan temizlenir ya o hesap
bu "pislikleri" sokaklardan temizleyecek büyük bir tufan beklemeye başlıyor
ama giderek yalnızlaşıyor ve kafayı yiyor
adaleti kendi sağlamayı kafasına koyuyor
silahlar alıyor sürekli bir paranoya halinde tatbikatlar yapıyor
bi de tabi unutmadan sokakta küçük bir fahişeyi gördüğünü de ekleyelim
ulan zamanında Sait Faik diye bir Türk yazarı dünyayı güzellik kurtaracak demiş ama ben kendim de kurtarabilirim diyor ve bu kızdan başlıyor bu kutsal misyonuna
onu kötü yoldan kurtarıp evinin karısı çocuklarının anası aman pardon filmleri karıştırdım
ne diyordum hah işte bu kızı kurtarıp ailesine dönmesini ve okuluna devam edip mühendis doktor neyin olmasını sağlamak istiyor
ve sonra da sonrasını da kendiniz izleyin banane banane


işte bir de bu konuyu allayıp pullayan ve gözümüze gözümüze sokan ve sinema budur kardeşim diyen Martin Scorsese faktörü var
başrolde Robert De Niro amcanın ve Jodie Foster ablanın efsanevi oyunculukları unutulmaz
hele De Niro tek kelimeyle döktürüyor
inanılmaz bir oyunculuk çıkarıyor,ağzımız ve gözlerimiz açık seyrediyoruz

ama akademi denilen denyo güruhu
ne De Niroya,ne Jodie Foster'a ne de filme hürmet eder
hatta Scorsese aday bile olamaz
Rocky daha cazip gelir beylere
bu filmin devrimsel tarzı kimseyi hoşnut etmemiş sanırım
akademi gelenekçi yapıda olduğu için sinemasal anlatımda yenilikleri pek hoş karşılamıyor
bir de tabi sisteme uygun filmler onların genel tercih yelpazesinde
öyle ya Vietnam sendromu yaşayan birinin gözünden Amerikanın kirli sokaklarına büyüteç tutmak senin ne haddine be adam
Amerikayı seviyoruz,orası hepimizin rüyası
geçen sene o kadar savaş karşıtı çok iyi filmin arasından "Amerikalılar bu zor günde birleşin aslında hangi ırktan gelirseniz gelin sizler Amerikalısınız" mesajı veren Crash'in almasının sebebi de buydu bence

bu sayede Rocky'e de bir antipati başladı Taksi Şoförü fanatiklerinde malesef
en azından bende
neyse ya film anlatılmaz yaşanır
yaşayın işte

bu arada ayna önündeki meşhur hesaplaşma sahnesi muazzam
De Nironun resital sekanslarından biri
sırf bu sahne için bilem izlenir yani

You talkin' to me? You talkin' to me? You talkin' to me? Then who the hell else are you talking... you talking to me? Well I'm the only one here. Who the fuck do you think you're talking to? Oh yeah? OK.

aman ha patlamış mısır seyircileri izlemesin
vurdulu kırdılı kofti yarış sahneli filmleri baş tacı eden bünyeler uzak dursun
anlamazlar,burun kıvırırlar,dalga geçerler
beni de gererler durduk yere
aman huzurumu kaçırmayın olur mu..
bir de dipnot
sevgilinizi ilk buluşmada sex filmine götürmeyin ehue ehue


19 Ocak 2008 Cumartesi

Fair Play 2

Fair Play

Maldonado Fener'de

Appiah'ın sözleşmesini donduran Fenerbahçe Şilili Maldonadoyla ve kulubü Santos'la anlaşma sağlamış
Maldonado bir iki gün içerisinde İstanbulda olacakmış
hayırlı olsun
defansif yönü daha kuvvetli bir orta saha oyuncusu aldık
bu durumda Deniz yedek kalacaktır
Maldonado hava toplarında ve markajda çok iyiymiş FM/CMye göre
ekşiden aldığım resimler şu şekilde

ne diyem mahmut mu diyem şakirrrr

video

abbas: evet arkadaşlar, minibusümüzü almışık. bundan sonra alibeykoy hattında çiçek abbas'in da minibüsü çalışacak. herkese benden çay!
şakir: ben istemem!
a: peki...şakir'e çay yok.
ş: ne demek şakir?
a: adını mı değiştirdin?
ş: sen bana nasıl şakir dersin lan kelek?
a: ne diyem, mesela, mahmut mu diyem? şakir?
ş: şakir abi, dayı, ağa diyceksin.
a: o günler bitti, şakir.
ş: ne demek bitti?
a: baya bitti demek, ikimizin de minibüsü var, kardeşinim artık şakir.
ş: vay anam benim. kardeşim abbas'a bak be, ne çabuk bitirim oldun be anam?
a: oluruz be anam. (pluh-tükürür)
ş: ulan bu kıyafetlerle şebeğe dönmüşsün be ayı. güya beni taklit ediyo he.
a: lan biz yiğidin harman olduğu yerden gelmişik, tavuk. (pluh)
ş: (pluh)

18 Ocak 2008 Cuma

körler ülkesinde siyonistin yaptığı yanına kar kaldı

gece televizyondan odama sızan ölümle uyandım
birden dehşetle açıldı gözkapaklarım
davudi yıldızlı birliklermiş yine
başkanı Ehud Olmert
değilsin mert ol ibne
hani halkların özgürlüğü
nerde insan hakları
nerde kokuşmuş o Avrupa
nerde sivil toplumları

Karaçalı - Kurşunlar Altında

Selçuk Yula

resimleri gezinirken bir resim daha buldum geldim
çamurlar içindeki adamı tanıdınız mı
şimdinin spor yazarı Selçuk Yula
günümüzde bir eli yağda bir eli balda
her ay maaşı tıkır tıkır yatan
ama buna rağmen sahada hiçbir halt yapmayanlara ibret olsun bu çamurlu görüntüler

Onze'den öncesi de vardı

Fransa'nın ünlü futbol dergisi Onze Mondial son sayısnda Fenerbahçe'ye 8 sayfa ayırmıştı malumunuz
ama tabi bu bir ilk değil bizim için
aha 1980 şubatından World Soccer dergisi

Hırant'ı değil Metin'i anıyorum

Metin'in kafasında bir darp var
Polis karakolundan morga kadar
Mosmor
Bir darbe var
yüreğimizde beynimizde
Soruyor bir işaret fişeği
Biz ölerek mi yaşamayı
öğreneceğiz hâlâ...


Hırant Dink saygı duymadığım ve de asla saygı duyamayacağım biriydi
ölmüş adamın arkasından konuşma mevzusu olduğu için susacağım
şoven bir milliyetçi değil ama milliyetçiyimdir
benimki Atatürk milliyetçiliği
haksızlığa her zaman karşı gelmiş biriyim
ama popülist davranıp ben Ermeniyim diye yürüyenlerden olamam
benden olmayan ölsün diyen faşistlerden değilim,ve hırantın öldürülmesini asla da tasvip etmem elbette
ama sadece bir insan ölmüş derim geçerim
Ruanda'da da binlerce insan ölüyor,her biri için yas tutmuyorum

Metin Göktepe ise farklı
yobazların katlettiği Kubilay gibi,faşistlerce katledildi
önce banktan düştü denildi utanmadan yalan söylediler
yılmadı gazeteciler,sahip çıktılar meslektaşlarına
ve aydınlandı karanlıklar(yani en azından buzdağının görünen kısmı)
devlet için adam öldürmek bu ülkede hep alkışlanan ve sığınılan şey oldu
hani eski başbakan Tansu hanım susurluk olayından sonra demişti ya kurşun atan da yiyen de şereflidir diye,hani adam öldürtüyor dediremezsiniz misali
karşı çıkanlar hainlikle suçlandı hep
faşizm bu ülkede hep oldu
bu olayla mahkum edilen polisler bu faşizmin belgesiydi
Metin Göktepe davası, "mahkumiyet kararı çıkan ilk gazeteci cinayeti" olarak basın tarihine geçti
ölen ise bir can 27 yaşında bir fidan


bu ülkede kurşunları yazan bazı kalemler yine kurşunla ce­zalandırılır.

Ama tarihten biliyoruz ki, o kalemlerin mürek­kebi, kurşundan çok daha etkilidir.


Çağlayanın alemi
Çaresizin selamı
Metinim şehit olmuş
Kana batmış kalemi

Yaz Metinim gene yaz
Yüreciğin var olsun
Sana vuran zalimin
Kolu kökten kırılsın

Panzer gelir uzaktan
Düdügün çala çala
Metinim can veriyor
Gözleri dola dola

Yaz Metinim haberin
Artık olan oldu de
Vay benim memleketim
Bak kimlere kaldı de

Mahzuni yanar ağlar
Eli kalem tutana
Hani söz vermiştiniz
Ankarada yatana

Yaz Metinim haberin
Yüreciğin var olsun
Sana vuran zalimin
Eli kolu kırılsın

17 Ocak 2008 Perşembe

Roma Totti'yle başka güzel

ilk maçtaki 3-1lik yenilginin ardından geçen senenin kupa şampiyonu Roma'nın çeyrek finale kalamayacağı düşünülmekteydi belki de
hele ki maçın 1 saatlik bölümünde gol olmayınca
ama evdeki hesap Olimpico'ya uymadı
önce 60'da Mancini daha sonra da hemen iki dakika sonra Totti kaptan'ın golleriyle skor 2-0 oluverdi
bu skor Roma'yı turlatıyordu amma Torino'ya haddini bildirmeye devam ettiler
Totti'nin penaltı golü ve Giuly'nin golüyle Roma Torino'yu 4-0 mağlup etti ve çeyrek finale yükseldi
Totti kaptan ise bu maçta kariyerinin 200. golünü attı
Romanın çeyrek finaldeki rakibi Sampdoria
Cassano dingili Roma'ya karşı cezasından dolayı oynamayınca hüngür hüngür ağlıyordu
gel anam bakalım bu sefer yine ağlayacaksın merak etme
çeyrek finale dün Juventus çıkmıştı ilk olarak bugün ise alınan skorlar ve çıkan takımlar şu şekilde

Catania 1-1 Milan
Sampdoria 4-0 Caigliari
Palermo 0-1 Udinese
Fiorentina 2-0 Ascoli

bu sonuçlarla birlikte Roma Sampdoria Fiorentina ve Udinese diğer çeyrek finalistler oldu
bugün oynanacak iki maç İnter- Reggina ve Napoli -Lazio diğer iki çeyrek finalisti belirleyecek

16 Ocak 2008 Çarşamba

Anna and the Queen

Anna and The King oluyor da Anna and the Queen niye olmasın
Martina Hingis ve Anna Kournikova

Deschamps Newcastle'a

Sam Allardyce'ı şutlayan Newcastle United Deschamps'ı istiyormuş
Deschamps kendisine resmi bir teklif gelmediğini lakin böyle bir spekülasyonun bile güzel olduğunu falan söyleyerek naz yapmadan Newcastle'a gitmek istediğini söylüyor
Newcastle'ın son 12 yılındaki 10. hocası o olacak gibi
bu izdivaç çok yakın görülmekte
Deschamps daha önce Monaco'yu şampiyonlar liginde finale çıkarmıştı daha sonra da Juventus'u Serie B şampiyonu yapmasına rağmen Juve'nin başından gönderilmişti

Ivanoviç Çelski'de gibi



Anelka'yı 33 milyona alan Çelski bu sefer de Lokomotiv Moskovanın defansı Ivanoviç'i bitirmek üzere
daha önce Juvenin de talip olduğu Sırp mili takımının kaptanı Branislav Ivanovic 23 yaşında ve de defansın göbeğinde ve sağında oynayabiliyor

15 Ocak 2008 Salı

Atletico Sissoko'yu istiyor

sabah sabah Marca gazetesi okumak iyi oldu
bana göre İspanya'nın Fotomaç'ı gibidir
renkli haberler var
habere göre Torres transferiyle beraber Liverpool ile can ciğer kuzu sarması olan Atletico Madrid Muhammed Sissoko için teklifte bulunmuş
2011'e kadar sözleşmesi olan bu arkadaşımız ile Juve de ilgilenmekteymiş ve flörtleri nişanlılığa dönüşmeye yakınmış
du bakalım nolcek

38 yaşına kadar Real'deyim


Casillas Marca gazetesindeki demecinde Real'den ayrılmayı hiç düşünmediğini 38 yaşına kadar futbol oynamak ve burada kalmak istediğini hatta bu kulübe ilerde de başkan olmak istediğini söylemiş
valla başkanlığını bilemem ama bayrak oyuncuları hep sevmişimdir
Realin altyapısından yetişme bir isim
ve bence arzın üzerindeki şu an en iyi kalecidir
Real'im Madrid'imde uzun yıllar görmek isterim zat-ı şahanelerini

Roberto Carlos

8 Aralık Fenerbahçe- Galatasaray maçından bir resim
Carlos topu almış gidiyor
Barış Özbek'e de onun tozunu yutmak kalıyor

Marion Cotillard

Taxi'nin Lily'si artık Altın Küre'li

65th Golden Globe Awards

65. Altın Küre Ödülleri sahiplerini buldu
Oscar'lar öncesi bir nevi habercidir kendileri
tahmin konunda Oscarlarda gösterdiğim başarıyı burada pek gösteremedim bu sefer
Oscar öncesi tahminlerimi tekrar sunacağım lakin yine de kısaca değineyim
dram dalında en iyi kadın ve erkek oyuncuları doğru tahmin ettim
müzikal-komediyi pek düşünmediydim ama Sweeny Todd ile Johnny abimin alacağına emindim
(tamam katıksız bir Johnny Depp hayranı olmamla alakalı kabul)
ama nihayet 8. adaylığında altın küreyi verdiler bu yaşayan efsaneye (ayıp valla)
en iyi film olarak ben Coen'lerin yeni filmi No Country For Old Men'i ve yine en iyi yönetmen dalında da Joel Coen'i bekliyordum
Oscara kısmet
neyse
kazananlarımız şu şekilde

SİNEMA ÖDÜLLERİ

En İyi Film (drama): "Kefaret" ("Atonement")
En İyi Kadın Oyuncu (drama): Julie Christie ("Away From Her")
En İyi Erkek Oyuncu (drama): Daniel Day-Lewis ("There Will Be Blood")
En İyi Film (müzikal ya da komedi): "Sweeney Todd"
En İyi Kadın Oyuncu (müzikal ya da komedi): Marion Cotillard ("Kaldırım Serçesi"/"La Vie en rose")
En İyi Erkek Oyuncu (müzikal ya da komedi): Johnny Depp ("Sweeney Todd")
En İyi Animasyon (müzikal ya da komedi): "Ratatuy" ("Ratatouille")
Yabancı Dilde En İyi Film: "Kelebek ve Dalgıç" ("The Diving Bell And The Butterfly")
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Cate Blanchett ("I'm Not There")
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Javier Bardem ("No Country For Old Men")
En İyi Yönetmen: Julian Schnabel ("Kelebek ve Dalgıç"/"The Diving Bell And The Butterfly")
En İyi Senaryo: Ethan Coen ve Joel Coen ("No Country For Old Men")
En İyi Film Müziği: Dario Marianelli ("Kefaret"/"Atonement")
En İyi Şarkı: 'Guaranteed' ("Into The Wild")

TELEVİZYON ÖDÜLLERİ

En İyi Dizi (drama): "Mad Men" (AMC)
En İyi Kadın Oyuncu (drama): Glenn Close ("Damages")
En İyi Erkek Oyuncu (drama): Jon Hamm ("Mad Men")
En İyi Dizi (müzikal ya da komedi): "Extras" (BBC & HBO)
En İyi Kadın Oyuncu (müzikal ya da komedi): Tina Fey ("30 Rock")
En İyi Erkek Oyuncu (müzikal ya da komedi): David Duchovny ("Californication")

MİNİ DİZİ YA DA TELEVİZYON FİLMİ ÖDÜLLERİ

En İyi Yapım: "Longford" (HBO)
En İyi Kadın Oyuncu: Queen Latifah ("Life Support")
En İyi Erkek Oyuncu: Jim Broadbent ("Longford")
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Samantha Morton ("Longford")
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Jeremy Piven ("Entourage")



Eleştiri başka hakaret başka

İngiliz Micheal Dickinson'un Türkiye'den sınır dışı edilmesine sebep olan karikatür

Erdoğan'ı hiç sevmem herkes bilir
lakin eleştiri başka hakaret başkadır
çizer maksadını ve haddini aşan bir çizim yapmıştır bence
tabi sadece bence değil, Türk adaleti de aynı kararı vermiştir

Minority Report




John Anderton
: Why'd you catch that?
Danny Witwer: Because it was going to fall.
John Anderton: You're certain?
Danny Witwer: Yeah.
John Anderton: But it didn't fall. You caught it. The fact that you prevented it from happening doesnt change the fact that it was *going* to happen.


hazır Tom Cruise abimizden bahsetmişken Azınlık Raporu'nu da bir hatırlamış olalım

Collateral




Show TV 22.00

Tetikçinin Gecesi - Collateral
Yönetmen : Michael Mann
Senaryo: Stuart Beattie
Müzik: Paul Oakenfold
Oyuncular: Tom Cruise, Jamie Foxx, Irma P. Hall, Troy Blendell, Barry Shabaka Henley, Jada Pinkett Smith, Kyu Lee, Javier Bardem
2003 ABD yapımı, 120 dakika.



Usta yönetmen Michael Mann 'ın yönettiği "Tetikçinin Gecesi", bu akşam Show TV'de ekrana geliyor. Yönetmenin "evi" gibi gördüğü Los Angeles'ta geçen film, zamana karşı gerçekleşen bir ölüm-kalım kovalamacasını konu alıyor.

Öyküsünü tek bir geceye sıkıştırarak farklı bir anlatım yakalayan filmde, Tom Cruise ilk kez bir kiralık katil rolünde ve farklı bir görünüşle karşımıza çıkıyor

12 yıldan beri taksi sürücülüğü yapan Max´in tekdüze bir günlük yaşamı vardır. Arabasının arka koltuğunda oturan müşterileri her an değişir. Dikiz aynasından öylesine baktığı bu yüzleri daha taksiden indikleri anda unutur gider.

Bir gece arabasına Vincent adlı bir kiralık katilin binmesiyle 10 saat sürecek bir ölüm kalım maratonunun startı verilir. Bölgedeki uyuşturucu trafiğini yöneten kartelin adamları, federal büyük jüri tarafından sorguya alınmak üzere olduklarını öğrenmişlerdir. Bu yüzden kendilerini cezaevine attıracak tanıkların belirlenip öldürülmesi için büyük bir operasyon başlatırlar. Oyunun son perdesi bu gece oynanacak, kiralık katil Vincent´ın Los Angeles´a gelmesiyle birlikte beş tanık teker teker öldürülecektir.

Tanıkları öldürme operasyonunu başlatan kiralık katil Vincent, ilk iş olarak Max´i taksisiyle beraber rehin alır. Tek suçu yanlış zamanda yanlış yerde bulunmak olan Max, o andan itibaren bu ölüm operasyonunun her an harcanabilecek parçası haline gelir. Vincent hedefteki kurbanlarına ulaşmak için taksisini belirli yönlere sürmesini ister. Onları durdurabilmek için Los Angeles Polis Departmanı ile FBI ajanlarının yoğun takibi sürerken Max ile Vincent´in kaderleri birbirlerine bağlanacaktır.

Cumhuriyet


benim filmle ilgili tek yorumum şudur:

Michael Mann ne yapsa izlenir

Fenerbahçe'nin en nadide çiçeği Alex


Tek gerçek Alex gerisi masal

*Olmuyor! Olmuyor! Olmuyor! Sensiz olmuyor Alex! Dün sahadaki bütün Fenerbahçeli futbolcuları toplasanız bir Alex etmezdi!
* Maçın özeti, Alex yoksa, F.Bahçe'yi sahada yönetecek 2. bir adam yok! Takım organize olamıyor! Bloklar arasında bağlantı kopuyor ve sonuçta ilk net pozisyonunu 83'te bulan bir F.Bahçe ortaya çıkıyor!

pasFotomaç


Alex'siz olmuyor

Fenerbahçe'de Alex’in yokluğu derinden hissediliyor... İstanbul Büyükşehir Belediyespor karşısında sakatlığı nedeniyle forma giyemeyen Brezilyalı futbolcunun eksikliği, Sarı-Lacivertli ekibi özellikle hücum organizasyonları açısından son derece olumsuz etkiledi.

Fanatik


Ah Alex vah Alex!

Alex yine mumla arandı. Fenerbahçe Alex’in olmadığı 3 lig maçında 8 puan kaybetti

FENERBAHÇE, kaptanı Alex de Souza’nın sakatlığı nedeniyle oynayamadığı bir maçta daha büyük sıkıntılar yaşadı. Ligin ilk devresinde Alex’in oynamadığı İstanbul Büyükşehir Belediyespor ve Kayserispor’a karşı mağlup olan sarı-lacivertli takım, yine sambacısından yoksun olduğu 3 lig maçında da kazanmasına rağmen gol yollarında büyük sıkıntılar yaşamıştı. Sarı-lacivertli takım Türkiye Fortis Kupası’nda Alex’siz çıktığı iki maçta gol dahi atamamıştı. İlk kupa maçında Gaziantep’e karşı kendi sahasında oynamasına rağmen mahkum bir oyun sergileyen Fenerbahçe, 2. maçta da Kayseri deplasmanında beraberliği zor kurtarmıştı. Alex’in saktatlığının geçtiği ve önümüzdeki haftadan itibaren takımdaki yerini alacağı haberi ise taraftara müjde gibi geldi.

efsane Fotospor


Kaptansız gemi gitmiyor

FENERBAHÇE, ALEX'İN YOKLUĞUNDA YİNE PUAN KAYBETTİ, LİGDE ÜÇÜNCÜ SIRAYA İNDİ

Sarı-lacivertliler sezonun ilk yarısında yenildiği Büyükşehir Belediye karşısında ilk yarı hiç pozisyona giremedi

Alex yoksa Fenerbahçe yok; herkesin ortak kanısı. Bir kez daha bu saptama doğrulanıyordu. Onsuz olmuyor. Zico da onsuz yeni bir şey üretemiyor.

Milliyet


Yedeği olmayan tek adam

F.Bahçe, Alex de Souza’nın olmadığı maçlarda puan kaybetmeye devam ediyor.
LİGİN ikinci yarısına Belediyespor beraberliği ile giren Fenerbahçe'de herkes Alex de Souza'yı konuşuyor. İlk yarının son haftalarında üst üste elde ettiği 5 galibiyet sonrasında lider Sivasspor ile aynı puanda ikinci yarıya giren sarı lacivertliler, 2008'in ilk maçında kendi saha ve seyircisi önünde 2 puan kaybetti. Başta teknik direktör Arthur Zico olmak üzere, herkes kaybedilen puanı Alex'in yokluğuna bağlayarak, Brezilyalı yıldızın yerinin doldurulamadığını dile getirdi.

Bu sezon 8 maçta (6 lig- 2 kupa) forma giyemeyen Alex'in yokluğunda sarı lacivertli takım 12 puan (8 lig- 4 kupa) kaybetti. Takımının hücum gücüne önemli katkıda bulunan kaptanın yokluğunda rakip kaleye gitmekte zorlanan F.Bahçe, şampiyonluk yarışında da önemli kayıplar veriyor. Kupadaki iki maçı beraberlikle tamamlayan sarı lacivertlilerde teknik direktör Zico, dün akşam yapılan antrenman öncesi Alex ile konuşarak, bir an önce kendisinden yararlanmak istediğini vurguladı.

Hürriyet


Alex'siz 6 maçın üçü kayıp

Alex'in F.Bahçe için ne kadar önemli olduğu İstanbul BŞB maçında bir kez daha kendini gösterdi. Ligde bu sezon 6. kez forma giyemeyen Brezilyalı yıldızın olmadığı 3 maçta sarı-lacivertli takım puan kaybetti.

Sabah


Alex’siz 3 maçta 8 puan uçtu


FENER, bu sezon ligde 6 maçını Alex’ten yoksun oynarken, 3’ünde puan kaybetti. Kanarya, Sezonun ilk maçında 2-0 yenildiği Belediye ile dün de berabere kaldı. Alex’siz, Kayseri’ye de 2-1 boyun eğdi. Sambacı’nın yokluğunda kupada Gaziantep ve Kayseri ile 0-0 berabere kaldı.

Star


Alex olmadan asla

Fenerbahçe sakatlığı nedeniyle forma giyemeyen Brezilyalı yıldızın yokluğunda yine tekledi. Sarı-Lacivertli takım, Alex'siz çıktığı 6 maçın 3'ünde 8 puan kaybetti.

Dün Saracoğlu Stadı'nda Büyükşehir'le 2-2 berabere kalarak şampiyonluk yarışında çok önemli 2 puan yitiren Fenerbahçe'de kaptan Alex'in önemi bir kez daha ortaya çıktı. Brezilyalı futbolcunun forma giymediği karşılaşmalarda Sarı-Lacivertli takımın puan kaybı 8'e ulaştı. Fenerbahçe, bugüne kadar Alex'in forma giymediği 6 maçın ikisini kaybederken birinde de berabere kaldı.

Olimpiyat Stadı'nda yine Alex'in oynamadığı ligin ilk haftasındaki Büyükşehir maçında Kanarya, sahadan 2-0'lık mağlubiyetle ayrılarak sezona kötü girmişti. 12. haftada Kayseri'de oynanan maçta da Sarı-Lacivertli ekip rakibine 2-1 yenilmiş ve yine Alex oynamamıştı. Alex'siz Fener son olarak da dün B.Şehir'le berabere kalıp 2 puan yitirdi.

Takvim


Alex'siz olmuyor
Turkcell Süper Lig’de bu sezon altıncı kez forma giyemeyen Alex’in olmadığı 3 maçta Fenerbahçe puan yitirdi. Alex’in forma giymediği sezonun ilk haftasındaki İstanbul Büyükşehir Belediyesi maçında 2-0 yenilen Fenerbahçe, 12. haftada Brezilyalı oyuncusundan yoksun çıktığı Kayserispor mücadelesinden de 2-1 yenik ayrıldı. Sarı-Lacivertli ekip, Alex’in forma giymediği dün akşamki mücadelede de Büyükşehir karşısında sahadan 2-2 beraberlikle ayrılarak puan yitirmiş oldu.

Akşam


Fenerbahçe'de ister yerli ister ithal ikameyle yeri doldurulması mümkün gözükmeyen isim Alex

Radikal


Bir Alex 'in olmayışı takımı bu kadar mı etkiler? Demek etkiliyormuş...

Cumhuriyet


Fener, Alex'i arıyor

Yeniçağ


ama koşmuyooo diyenlere ithafen..

hele bi gel bütün dertler bitiverir


Alex'i anlatamadık millete
hatta bu blogta da hanidir yazarım Alex'i
anlatamıyoruz beyim
o Fener'in en iyi oyuncusu olduğu için başkaları her aldığı futbolcuyu onunla kıyasladı
içimizdekiler de ona sallayarak farklı görünmeye çalıştılar
hatta bazıları o kadar belden aşağı saldırdılar ki çocuğa
ama her zaman derim Alex'in belden aşağısı çok güçlüdür diye
o yüzden ikili mücadelelerde kendisi istemedikçe zor yıkılır
ama dememe gerek yok
Alex'in belden aşağısının kuvvetli olduğunu en iyi Daianne yengeyle Alex'e bel altı saldıranlar bilir
ağır mı oldu?
ı ıh sanmıyorum
Fener'in bu sene yenildiği 2 maçta da Alex yoktu
bu tesadüf mü acaba
peki öyle olsun
e ama Alexsiz maçlarda Fener'in hücumdaki dağınıklığını görebiliyor mu küçük beyinli arkadaşlar
yani şöyle diyeyim
bu takımın beyni Alex
o yoksa takım beyinsiz oluyor, bu gün gibi ayan
onun olmadığı maçlarda tam 8 puan kaybettik bu sezon
ekle 8'i,Fenerin 46 puanı olur
e azizim niye yoruyorsun ki kendini yine
Alex'e sallayanlar; daha ne yapsın bu adam bana onu deyiverin hele
tekrar yazayım

benim dini inancıma göre son peygamber yaklaşık 1400 yıl önce geldi ve benim kitabıma göre bir daha da gelmeyecek
o yüzden çoğu taraftar gibi ondan mucizeler beklemiyorum
haa bazı taraftarlar onun sol ayağıyla kızıl denizi ikiye bölmesini falan da isteyebilirler
olabilir saygı duyuyorum
onlar Alexin yaptıklarını küçük görüp ondan mucize falan bekleye dursun
ne diyor Kuran'da "leküm diniküm veliyye din" (sizin dininiz size benim dinim bana)

salla Alexe farklı görün ne de olsa
bunlar da bu yorumları yapan küçük beyinlere ve Üründülist zihniyete gitsin
ne diyorduk;

"onun mücadelesi ve öfkesi, bir frikiğe yorduğu kafa ve vuruş inceliğinde, onun kazanma arzusu attığı çalımın nezaketinde, onun hırsı en umulmayan anda en uygun olan adama atılan pasta...

Fenerbahçe gibi, bekleneni değil, kendi doğrularını yapan bir adam..

Fenerbahçe gibi, tek rakibi kendisi..."


ALEX
ALEX
ALEX


Pinhani ile kaptana seslenerek başladık yine onunla seslenerek bitireyim

HADİ GEL KURTAR BİZİ


13 Ocak 2008 Pazar

Alves Fener'e (mi)(?)

e Kezman gider de basın durur mu ehue ehue
bir de Alves var tabi
seç beğen al artık
Hollandanın De Telegraaf gazetesine göre Fener Alves'i almış bile denilmekte
ancak gazetenin sitesinde bugün Alves'in (sanırım) Middlesbrough'a transfer olduğu da yazmakta
herneyse
peki Alves Hollanda ligi golcüsü mü sadece
yoksa gerçekten iyi bir oyuncu mu
bonservisi ne kadardır
gelmek isteyeceğini düşünmekteyim lakin Herenven ne kadar isteyecek peki
ve Alves yarar sağlayabilecek mi
biz yine de ahçıbaşına bırakalım yemek yapmayı
Zico kimi isterse o olsun

Hillary Duff


kendisini pek sevmezdim ama ahirette bacım olsun güzel kızmış

Ronaldo Fener'e (mi)(!)


e dedik ya Kezman gitmek ister de basınımız durur mu
aha da başka bir haber
Ronaldo ha geldi ha gelecek
her ne kadar yönetim bu transfer spekülasyonlarını sürekli yalanlasa da daha önce de Roberto Carlos ve Tümer vs. transferiyle kendilerini de yalanladıklarına tanık olunduğu için pek ipleyen yok yönetimi
habere göre Appiah'ın tedavisi için İtalya'ya gittiği açıklanan Murat Özaydınlı ve Ali Yıldırım’ın, aslında Ronaldo transferi için orada olduğu yazmakta
(tabi ne de olsa İtalya'dalar ya oradan bir kaç futbolcu daha Fener'in listesine sokulabilir)
daha önce de dedim ya (yok yav hemen altta söyledim aslında) Fenerbahçe için Brezilyalıların oyununa ayak uydurabilecek bir Brezilyalı alınmalı diye
zira Semih ve Deniz de bu sisteme ayak uydurabilmekteler
şampiyonlar liginde ilerleyebilmek isteyen Fenerbahçe'nin bir yıldız oyuncu transferi yapması muhtemel(2005teki Anelka transferi gibi)
ancak bunun da her zaman iyi olmayacağı da aşikar bunu yönetim bilmekte (2005'teki Anelka transferi gibi)
her zaman derim bunun kararı Zicoya bırakılmalı
sevabıyla günahıyla bu takım onun ve o ne derse o olmalı
Zico karnıyarık yapacaktır mesela sen tutup ona karnıbahar patates enginar ananas vs. alamazsın
ben bunları getirdim buna göre yemek yap yerine ahçıbaşının yapacağı yemeğe göre yaptığı listeye uymak gerek
karnım mı acıktı ne ,neyse tekrar Ronaldoya döneyim
kalitesini tartışanın aklından şüphe duyarım
tabiki yararlı olur olmaz konusu asıl düşünülen şey
ama ondan verimi alabilecek de Zico'dur(ki Brezilyalıların Zico'ya taptığı da aşikar)
bu transfer hayal değil
bakalım işte ya Zico ne isterse öyle olsun(ama sarı laci de yakışıyor hani )

Fred Fener'e (mi) (!)

tabiki böyle bir transfer yok
yani henüz yok
Kezman gitmek ister de basınımız durur mu
hemen fırsattan istifade Fred'i gündeme getirdiler
fena da yapmadılar hani
Fred Fener'de oynar bence
Lyon başkanı da gözden çıkarmış
habere göre Totenham en yüksek teklifi sunmuş bunun dışında Portsmouth ve PSG de istiyormuş
haber doğruysa ve Fener de eğer ilgileniyorsa tek rakibimiz Totenham gibi
ama öte yandan elinde Berbatovu Keane'i Defoe'si olan Totenham Fred'i ne yapsın diyesim geliyor
ya da fazla iyimser olmak istiyorum
hakikaten ne yapacaklar anasına satıyim
madem illa forvet turşusu kuracaklar verelim Kezman'ı
hem o da gitmek istiyor(muş) İngiltere'ye
hı ne dersiniz güzel olur valla